reklam store

31 Temmuz 2008 Perşembe

Planetarium


İlgimi çekmeyi başaran bu garip cihaz bir planetarium. Yani gökyüzünün o anki durumunu,yıldızların o anki konumunu bir projektör sistemi sayesinde odanızın duvarlarına yansıtıyor.Ve artık yatağınıza yatıp tavana baktığınızda yıldızları göreyim diye tavanınıza fosforlu yıldızlar yapıştırmak zorunda kalmayacaksınız. Hoş onlar da güzel duruyor ama siz nereye koyarsanız orada duruyorlar. Planetarium’daki gibi gerçek konumlarına göre yer değiştirmiyorlar. National geographic imzası taşıyan bu planetariumu sabah gazetesi bir kampanya ile 59 kupona vermiş. Ve ben nasıl olduysa kaçırdım.Umarım daha sonra piyasadan bulabilirim. Hem eğlendirici hem öğretici gözüküyor. İnternette okuduğum yorumlara göre bu cihazı basit bulanlar var ama daha gelişmiş ve kalitelisini piyasada bulabilmiş olan da yok. Artık yıldızlar elinizi uzattığınızda dokunabileceğiniz kadar yakınınızda olacaklar.

Björk İstanbul’a Geliyor!



Tüm dünyada albümü 15 milyondan fazla satan ve aynı zamanda bir çevreci olan Björk,konser vermek üzere 3 Ağustosta Kuruçeşme Arena’da olacak. Neyse 3 Ağustos olmadan haberi yazmaya başlayabildim.



11 yaşında piyano çalmaya başlayan Björk daha o yaşta ilk albüm teklifini almış.



Eserlerinde pop,alternative rock,jazz,electronica,folk ve klasik müziği birlikte kullanan sanatçı 12 kez Grammy ve oscar’a aday gösterilmiş.



Bir hayranının Björk ile yaptığı röportaja buradan ulaşabilirsiniz.



Sarhoş Olmayan Sıçan



Frank Wiens,malezya’da bir palmiye türünün,yapraklarındaki maya mantarları sayesinde biradaki yada bir elma şarabındakine neredeyse eşit olan miktarda (%3.8) alkol üretebildiğini tespit etti. Bu ağaçtan beslenmek için en çok zaman harcayan hayvan ise “Ptilocercus lowii” türü bir sivri sıçan. Bu küçük hayvanın üç günde 9 bardak biraya eşdeğer alkolü içtiği görüldü. Bilim adamları bu hayvanın tüyünden bir örneği kullanarak kanındaki alkol miktarını tespit etti. Bu küçük hayvanın kanındaki alkol oranı şaşırtıcı biçimde aşırı alkol tüketen bir insanın kanındakinden 30 kat fazlaydı. Şimdi bilim adamları 55 milyon yıldan uzun süredir dünyada var olan bu uzun kuyruklu omurgalının bu düzeyde alkolü zarar görmeden nasıl kullanabildiğini araştırıyor. Yani bu sıçan,şişede balık oluyor ama sarhoş olmuyor. Doğa bilmediğimiz ne kadar çok mucizeyi barındırıyor böyle.

29 Temmuz 2008 Salı

Karakovan Balı



Karakovan balı Anadolu’da yüzyıllardır geleneksel yollarla üretiliyor. Karakovan balının üretiminde arılara ya da kovanlara herhangi bir müdahale yapılmıyor. Bu özel bal altı ay boyunca ışık almayan ve tüm malzemeleri doğadan elde edilen kovanlarda üretiliyor. Karakovan balının sağlık açısından da çok önemli faydaları bulunuyor. Yöre halkı balı mide ve bağırsak hastalıkları, romatizma, soğuk algınlığı, ağrılar, sarılık ve yanık gibi rahatsızlıkların tedavisinde kullanıyor. Ayrıca enerji veren, direnci arttıran bu geleneksel lezzet strese karşı da en iyi ilaçlardan biri olarak görülüyor. Karakovan balı ile ilgili detaylı bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.



28 Temmuz 2008 Pazartesi

Deniz Kirliliği ve İklim Değişikliği



Deniz kirliliği deniz ekosistemine zarar veriyor. Balıkçılık da dahil tüm deniz faaliyetlerini olumuz etkiliyor. Deniz kirliliğinin yanında hızlı yapılaşma, aşırı avcılık, atıkların denize boşaltılması ve iklim değişikliği de deniz yaşamını olumsuz etkiliyor.



Denizdeki biyolojik hayatın kalitesi ve sürekliliği, sudaki oksijene ve suyun ısısına bağlı. Küresel ısınma ve deniz kirliliği doğal hayatın dengesini bozuyor. Örneğin Akdeniz foklarının doğumu artık üç ay gecikmeli gerçekleşiyor. Dünyada 34 tür arasında yer alan Akdeniz foklarının sayısı 500 kadar. Aslında buraya 5000 yazmak isterdim ama ne yazık ki 500 kadarlar. Mersin, Antalya, Doğu Akdeniz ve Türkiye ile Kıbrıs arasında görülen fokların sayıları koruma çalışmalarıyla arttırılmaya çalışılıyor.
Fokların neslinin tükenmemesi ve çoğalmaları için de balıkçıları avlanırken azami ölçüde dikkatli ve duyarlı olmaya davet ediyorum. Bu dünya bizim. Ancak sadece sizin ya da insanların değil. Hepimizin. Hem insanların, hem hayvanların, hem bitkilerin.


Metallica Konseri



Bugüne kadar tüm dünyada 120 milyon albüm satan ünlü müzik grubu metallica dün akşam Ali Sami Yen Stadyumunda hayranlarıyla buluştu. Konsere sadece İstanbul’dan değil Türkiye’nin bir çok yerinden ve yurtdışından da katılımlar oldu. Türkiye’de üçüncü stadyum konserini veren metallica için 800 metrekarelik bir sahne kuruldu. Stad önünde saatlerce öncesinden kuyruğa girildi.Hatta bazıları geceden gelmişlerdi. Gerçi ben konsere gitmedim ama stadın ne kadar dolu olduğunu ve herkesin ne kadar heyecanlı olduğunu televizyondan izledim. Şahsen üniversite yıllarımda okula giderken minübüste hep metallica dinlerdim. Hatta boş dersin olduğu bir gün walkman’imin kulaklığını, tabi o zaman mp3 playerlar yok, anfinin mikrofonuna dayayıp bütün okula dinletmiştim. Sınıfın girişi bar girişi gibi olmuştu.Herkes kafasını sallıyordu.Özellikle ride the lightning en sevdiğim albümleriydi.Metallica’yı dinlerken insan daha güçlü olduğunu hissediyor. Sanki açılın ben geliyorum kazanacağım, başaracağım diyorsun. Dinleyenler beni daha iyi anlayacaktır. Dinlemeyenler ise ne hissettirdiğini ancak dinleyerek anlayabilirler.



Konserde program şu şekildeydi.

Metallica konser akış:
14.00 Kapı Açılış

14.00: DJ – Radyo Eksen DJ’leri
2 saat 45 dakika boyunca

17.00: THE SWORD
30 dakika

18.00: PENTAGRAM
45 dakika

19:15: DOWN
45 dakika

21.00: METALLICA




Bilet fiyatları ise şöyleydi.

1.Kategori: 350,00 YTL SAHNE ÖNÜ
2.Kategori: 150,00 YTL VIP
3.Kategori: 85,00 YTL SAHA İÇİ
4.Kategori: 90,00 YTL NUM./KAPALI TRB.
5.Kategori: 75,00 YTL NUM./KAPALI TRB.
6.Kategori: 50,00 YTL YENİ AÇIK TRB

Metallica’nın biyografisine buradan ulaşabilirsiniz.

27 Temmuz 2008 Pazar

İstiridye Kabuğu Tozu



Bugün haberleri dinlerken edindiğim ilginç bir bilgiyi sizinle paylaşmak istiyorum. Satın aldığımız meyve ve sebzelerin üzerinde aşırı kullanılmış çeşitli zirai ilaçların kalıntıları bulunuyor. Yiyeceklerimizi temizlemek için iyice yıkıyoruz ama bu yeterli olmuyor. Bir kiloluk paketler halinde satılan ve daha önce Amerika, Kanada ve Japonya’da kullanılmakta olan istiridye kabuğu tozu işte bu durumda bize yardımcı oluyor.Bir kase suyun içine bir ölçek koyuyoruz ve 5 dakika bekliyoruz ardından sebzelerimizi meyvelerimizi bir süre içinde bekletiyoruz. Böylece yiyeceklerimiz çeşitli bakterilerden, zirai ilaç kalıntılarından kurtuluyor ve rahatlıkla yiyebiliyoruz. Hatta yurt dışında göl vb. alanların temizlenmesinde istiridye kabuğu tozundan yararlanılıyormuş. Belki bizde bazı deniz,göl ve çaylarımızın temizlenmesinde istiriridye kabuğu tozundan yararlanabiliriz. Tabi öncelikle deniz, göl, çay ve derelerimizin kirlenmemesi için azami özen göstermeliyiz. Konu ile ilgili internette detaylı bilgiye ulaşamadım.Sanırım Türkiye’de piyasaya sürülen yeni bir ürün olmasından kaynaklanıyor.Bu arada yiyeceklerimizi temizlemek,dezenfekte etmek için kullanacağımız istiridye kabuğu tozunun kilosu 75 ytl imiş.

Kutup Işıkları





Çocuklar resim yaparken hayal güçleri sınır tanımıyor. Bazen bir ağacı mavi,güneşi yeşil, bulutları pembe çizebiliyorlar. Sizde hayal gücünüzü kullanarak gökyüzünü maviden başka bir renkte düşünebilirsiniz? Hatta kuzey ve güney kutup bölgelerine giderek gökyüzünü maviden başka renklerde görme şansını yakalayabilirsiniz. Ben daha şehir dışına bile çıkmadım, renklerin gökyüzündeki dansını izlemek için kutuplara nasıl gideyim diyor olabilirsiniz. Sizin için kutupları getiremem ama kutup ışıkları sayesinde rengarenk hale gelen gökyüzünün resimlerini sizinle paylaşabilirim.





Genelde kutup bölgelerinde görülen bu gece ışımalarının güneydekine “aurora australis”, kuzeydekine ise “aurora borealis” deniyor. Bu büyüleyici doğa olayına dünya ile ay arasındaki manyetik enerji patlamalarının neden olduğu tespit edildi. Kutup ışıklarının oluşma sebebiyle ilgili detaylara buradan ulaşabilirsiniz.

26 Temmuz 2008 Cumartesi

Yaz Yağmurları ve Sonbahar



Yazın ortasında sonbaharı yaşatan yağmurları ve bulutları seviyorum. Bir yaz gecesi yatıp bir sonbahar sabahı uyanmayı seviyorum.



Güneşin kavurucu sıcağından bizi kurtaran serin esen rüzgarları seviyorum. Yağmur bulutları üzerinde toplandığında denizin rengini seviyorum.



Bu hava puslu, bu hava güçlü, bu hava derin, bu hava ciddi. Rüzgarlar meydan okurcasına çılgınca esiyor. Yağmur yeryüzüne iniyor.



Hayat vermek için çiçeklere, ağaçlara, hayvanlara, insanlara. Yazın ortasında böyle bir hava insanı yüzeysellikten ve yüzeyden daha derinlere götürüyor.



Düşündürüyor, mutlu ediyor,duygusallaştırıyor,insana kendini daha güçlü hissettiriyor. Bir veya iki gün. Sanki bize bir şeyler anlatmak istiyor.



Sonbaharda okullar açılmaya başladığı için sonbaharı hep yeni bir yılın başlangıcı gibi algılamışımdır. Sorunlulukların başlangıcı, başarının başlangıcı, rekabetin başlangıcı, ciddiyetin başlangıcı.



Eğlenceleriyle, gülüşmeleriyle, güneşiyle yaz orada kalır. Yağmurları, rüzgarları, rüzgarda savrulan yaprakları, hüzünleri ve sorumluluklarıyla sonbahar başlar.



Gerçi hava sürekli kapalı olunca insanın ruhu sıkılıyor. Ama genel olarak sonbaharı seviyorum. Birde bize yaz ortasında sonbaharı yaşatan yağmurları ve bulutları.

Bike Baran



Bike Baran’ı ilk defa bu akşam ege tv’de çok hoş bir sohbet programında dinledim. Program sunucuları ve konuklar çok doğaldılar. Sanki kameranın önünde değillermiş de kendi aralarında sohbet ediyorlarmış gibiydiler. Heyecanlıydılar.Esprili,eğlenceli bir programdı.



“Diyecek sözün mü var?” isimli program ege tv’de yayınlamaya yeni başlamış. Bundan sonra her Cuma 21.30’da ekrana gelecek programı Milliyet muhabiri Banu Şen, işadamı Akşit Ersoy, şovmen Arif Güven ve İzmirli model Duygu Akdeniz sunuyordu.



Bike Baran’ın sesi,kendine güveni,pozitifliği,tarzı,şarkıları,esprileri,zekası beni etkiledi gerçekten.O yüzden burada bahsetmek istedim. Konservatuar mezunu olan Bike Baran’ın yeni albümünde 10 parça bulunuyor.Pop&rock tarzında söyleyen bike şarkılarını kendi yazıyor ve besteliyormuş. Beni etkileyen özelliklerinin arasına yeteneğini de eklemeliyim o halde. Bike Baran’ın resmi sitesine buradan ulaşabilirsiniz.



Bu arada programın sonlarına doğru Akşit Ersoy izleyicilere sokak hayvanlarıyla ilgili çok önemli bir mesaj verdi. Herkes lütfen sokak hayvanları için kapısının önüne bir tas su ve artan yiyecekleri, imkanları varsa kedi yada köpek maması koysun dedi. Bu duyarlılığından dolayı kendisini ayrıca tebrik ediyorum. Tam da benim insanlara duyurmak istediğim mesajlardan biriydi. Bu dünya sadece bize ait değil. Sokak hayvanlarına yiyecek ve su vererek,sevgi göstererek onlara destek olmalıyız. Ayrıca hayvanların kısırlaştırılmalarına kesinlikle karşıyım. Bunu da eklemeden geçemezdim.

25 Temmuz 2008 Cuma

İnsanüstü Görme Yetisi



University of Washington’da geliştirilen bu lensler şimdilik sadece tavşanlar üzerinde denenmiş. Ve tavşanlarda 20 dakika boyunca herhangi bir yan etki gözlenmemiş. Nano teknoloji ile üretilen bu kontakt lenslerin geliştirildiğinde trafikte diğer araçların hız bilgisine ulaşmak için, internette sörf yapmak için ya da oyun sektöründe kullanılabileceğinden bahsediliyor. Göz kornea üzerindeki bir görüntüye nasıl odaklanacak bilmiyorum ama sanırım yakında bilimkurgu filmlerindeki gibi insanlar etrafımızda dolaşmaya başlayacak.

24 Temmuz 2008 Perşembe

Tuhaf Bitkiler

Bu kez yine bitkilerle ilgili olan, bulduğum ilginç bir videoyu sizlerle paylaşmak istiyorum. Burada tuhaf bitkiler isimli bir video var. Yorumlara bakılırsa kimi bu bitkilerin gerçek olduğunu bunların bitkilerin doğal hareketleri olduğunu söylüyor,kimileri hızlı çekim yapıldığını,kimileri ise animasyon olduğunu. Siz ne düşünürsünüz bilmiyorum ama bence ne olursa olsun muhteşemler. Daha önce hiç görmediğiniz ya da hayal etmediğiniz tipte bitkileri görmek istiyorsanız bu videoyu izlemenizi öneririm. Bu bitkiler hareket ediyorlar.Bazıları sanki dans ediyormuş gibi gözüküyorlar,bazıları,göz kırparmış gibi,bazıları dil çıkarırmış gibi,bazıları ise el sallarmış gibi.Fonda da çok hoş bir müzik var.Umarım sizde benim kadar hoş bulursunuz.

Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi



Şimdi beni çok heyecanlandıran ve yeni keşfettiğim bir bilgiyi sizlerle paylaşmak istiyorum. İstanbul’un Zeytinburnu ilçesinde bir tıbbi bitkiler bahçesi yer alıyor. Ve bu bahçe Türkiye’nin ilk tıbbi bitki bahçesi olma özelliğini taşıyor. 2005 yılında açılan bahçede ekili ve etiketli 450’yi aşkın bitki bulunuyor. Bu projeyi Zeytinburnu belediyesi ile Merkezefendi Geleneksel Tıp derneği birlikte hayata geçirmişler. Zeytinburnu’nda merkezefendi mahallesinde yer alan bahçe her gün ziyarete açık ve bu bahçede bir sera, bir herbarium yani kurutulmuş bitki koleksiyonu,bir tohum bankası,bir bitki laboratuarı ve bir bitki kurutma birimi yer alıyor.



Tıbbi bitkileri araştırmak, tanıtmak, üretmek ve korunup gelişmelerine yardımcı olmak projenin hedefleri arasında yer alıyor. Ayrıca Zeytinburnu tıbbi bitkiler bahçesinde,fitoterapi,bitkilerin ve beslenmenin kimyası,aromaterapi,masaj terapisi ve doğal vücut bakımı konusunda çeşitli seminerlere katılabilirsiniz.



Geliyoruz konunun beni en heyecanlandıran, sevindiren bölümüne. Bu bölüm, köşe bucak börtü böcek ekolojik yaz okulu. Bu yaz okulu programı yaklaşık 2 hafta sürüyor. Ve çocuklarınız burada bitkileri, doğayı daha yakından tanıma fırsatı buluyorlar. Program süresince doğa ile ilgili çeşitli belgeseller,filimler izliyorlar,çiçeklerin resimlerini çekiyorlar, sorumluluklarında olan kendi bitkilerini yetiştiriyorlar,bitkiler ile ilgili bir çok bilgi ediniyorlar,yaratıcılıklarını geliştiriyorlar.Hem eğleniyorlar,hem öğreniyorlar,hem de büyüyorlar. Benim bütün bir okul hayatına yaymak, uygulamak istediğim şeyi tıbbi bitkiler bahçesi bir program halinde,çocuğunuzun unutamayacağı ve gittiğinden daha mutlu olarak döneceği bir ekolojik yaz okulu programı halinde sunuyor. Çok güzel bir başlangıç bence.Çocuklar bizim yarınlarımız. Onların doğa sevgisiyle büyüyecek ve sonrasında dünyanın daha iyi bir yer olması için çalışacak bireyler olacaklarını düşünmek beni gerçekten heyecanlandırıyor ve sevindiriyor. Zeytinburnu belediyesini ve Merkezefendi Geleneksel Tıp Derneği’ni böyle başarılı, sevgi dolu bir projeye imza atmalarından dolayı kutluyorum.Umarım ülkemizin diğer şehir ve ilçelerinde de yeni tıbbi bitki bahçeleri açılır ve insanlığın faydası için çalışılmaya,insanlara doğa sevgisi aşılanmaya devam edilir.



Türkiye’nin Bitki Zenginliği



Ülkemiz 11.000 çeşit bitki ile Avrupa,Kuzey Afrika ve yakın doğu’nun en zengin bitki çeşitliliğine sahip. Doğal Hayatı Koruma Derneği de bu zenginliği tehdit edenlerle mücadele ediyor. Bu amaçla Türkiye’de Ergene havzası, Ömerli havzası,Uludağ,Çoruh vadisi,baba dağı,Lara kumulları,ahir dağı,Erciyes dağı ve çıldır gölü olmak üzere 9 adet pilot bölge seçildi. Doğal Hayatı Koruma Derneği, önemli bitki alanları ismini verdikleri bu bölgeleri korumak için tüm ilgilileri bir araya getirmeyi ve ortak çalışmalar yapmayı hedefliyorlar. Belirlenen bu 9 pilot bölgedeki bitki çeşitliliği hakkında detaylı bilgilere buradan ulaşabilirsiniz. Ülkemizin sahip olduğu zenginliklere, değerlere sahip çıkmalı onları en iyi şekilde değerlendirmeliyiz.

23 Temmuz 2008 Çarşamba

Her Şey Dahil Bir Çiftlik Tatili



Şehir hayatından ve stresinden sıkıldıysanız ve hem yeşillikler içinde hem denize girebileceğiniz bir yerde doğayla iç içe bir tatil yapmak istiyorsanız Fethiye Yanıklar köyü tam aradığınız yer.



Fethiye Yanıklar köyünde pastoral vadi’de her şey dahil bir çiftlik tatili yapabilirsiniz. Üstelik 5 saat gönüllü olarak çiftlikte çalıştığınızda konaklama ücreti de ödemiyorsunuz.



Ancak gönüllü olarak çalışanlar da hallerinden son derece memnunlar .Bunu bir çalışma olarak değil tatilin bir parçası olarak görüyorlar.



Her şey doğal. Evler kerpiçten ya da ahşaptan tamamen doğal malzeme kullanılarak yapılmış.Yemeklerde kullanılan sebzeleri ,yiyeceğiniz meyveleri kendi elinizle bahçeden topluyorsunuz. Yumurtalar kümesten.



Odalarda televizyon klima yada saç kurutma makinesi yok. Böylece teknoloji olmadan da hayatta kalabileceğinizin ve eğlenebileceğinizin farkına varıyorsunuz.



Çocuklarınızın yaratıcılığı, iletişim becerileri, çevre bilinci gelişiyor. Yeni oyunlar keşfediyorlar, oyun dünyasının sadece bilgisayar oyunlarından ibaret olmadığının farkına varıyorlar. Bu güzel yer ile ilgili daha detaylı bilgilere sahip olmak için bu videoyu izleyebilirsiniz.

Güzellik ve Sağlığın Sırrı Zeytinyağında



Hayvani yağların, katı yağların vücudumuza zararlı olduğunu kollestrolü yükselttiğini biliyoruz. Ancak bu tür yağlara göre sağlıklı kabul edilen sıvı yağların içinde zeytinyağının ayrı bir yeri var. Uzmanlar, güzel bir cildin sağlıklı saç ve tırnakların sırrının zeytinyağında saklı olduğunu söylüyor. Ben şahsen kahvaltıda ve yemeklerde zeytinyağı kullanılmasını tercih ediyorum. Hem sağlıklı hem lezzetli. Güzelliğinize güzellik katmak için zeytinyağından nasıl faydalanacağınıza dair bilgilere buradan ulaşabilirsiniz. Merak etmeyin daha sonra zeytin ve zeytin yağı ile ilgili daha kapsamlı bir yazıya yer vereceğim. Çünkü zeytin ve zeytin yağının sağlığımız açısından mucizevi değerde bir besin kaynağı olduğunun farkındayım. Ve bu konuya değinmek istiyorum.

22 Temmuz 2008 Salı

Okullarını Öğrenciler Isıtacak



İskoçya’da ilginç bir projeye imza atılıyor. İskoçya’nın batı sahilindeki Ardnamurchan ilkokulunun yerine Acharacle isimli yeni bir İlkokul yapılıyor. Yeni yapılan bu ilkokulun özelliği ise binanın son derece iyi ısı yalıtım özelliğine sahip olması ve ısınmak için öğrencilerin vücut ısısının yeterli olması. Ahşap malzemeleri Avusturya’dan gelen okul 5 milyon 800 bin sterline mal olacak. Kullanılan bütün malzemeler ise çevre dostu olacak. Yeni yapılacak tüm mimari projelerin çevre dostu olmasını ümit ediyorum.

100 Ayda Dünyayı Kurtarma Planı



Biliyorsunuz ki iklim değişikliği dünyamız için büyük bir tehdit oluşturuyor.Ve Yeni Yeşil sözleşme adlı grup iklim değişikliğinin tehlikeli bir boyuta gelmesini engellemek için 100 ayımız olduğunu savunuyor. Grup, sera gazı salımlarındaki artışlar, gıda ve yakıt fiyatlarındaki yükselişler ile dünyanın 1930’lardan bu yana yaşanan en büyük bunalımla karşı karşıya olduğunu düşünüyor.
Yeni yeşil sözleşme grubunun önerileri ise şöyle sıralanıyor:
1-Yenilenebilir enerjiye büyük yatırım yapmak ve kullanımda dönüşüm sağlamak
2-Binlerce yeni yeşil yakalı işçi yaratmak
3-Ülkenin yeşil ekonomiye geçişinin faturasını karşılamak için ucuz fonlar bulmak
4-Çevreciler, sanayi, tarım ve sendikalar arasında yeni bir ittifak oluşturmak
Yeni yeşil sözleşme grubu, önerdikleri bu 100 aylık program hayata geçirilemez ise iklim değişikliğinin artık tehdit edici boyutlara ulaşacağını söylüyorlar. Detaylı bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.


Bir Deniz Kaplumbağası Evlat Edinin!



Deniz kaplumbağaları hem yumurtlama döneminde hem de yumurtadan çıktıktan sonra birçok olumsuzlukla karşılaşıyorlar. Örneğin;yumurtlama alanı olan kıyılarda ağla yapılan balıkçılık,yumurtlama alanlarına şemsiye dikilmesi,uygun olmayan ışıklandırma,kıyılarda motorlu araçlarla yapılan geziler. Deniz kaplumbağalarının karşılaştıkları bu sorunları ortadan kaldırmak için WWF-Türkiye Doğal Hayatı Koruma Vakfı ve il çevre ve orman müdürlükleri arasında bir anlaşma yapıldı ve “Bir Deniz Kaplumbağası Evlat Edinin” kampanyası başlatıldı. 2006 yılından bu yana 2500 deniz kaplumbağası evlat edinildi. 10 ytl bağışla sizde bir deniz kaplumbağası evlat edinebilir ve nesli tehlike altında olan bir türün yaşamını sürdürmesine katkıda bulunabilirsiniz. Evlat edinme ile ilgili detaylı bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.

21 Temmuz 2008 Pazartesi

Zoboomafoo





Zoboomafoo çocuklara hayvanları tanıtmak ve sevdirmek için hazırlanmış bir çocuk programı. Yapımcılığını Kratt kardeşlerin yaptığı programı da yine Kratt kardeşler ve bir lemur olan zoboo (zabu) sunuyor.Program yayın akışlarında hafta sonu sabah saatlerinde diye gözükse de, programı geçen gece yumurcak tv’de izledim. Daha önceden de bildiğim bir programdı. Tekrar rastlayınca çok sevindim. İnsanı mutlu eden eğlenceli, izlemekten zevk aldığım bir program. Zabu çok şirin. Ordan oraya zıplayıp duruyor. İzlediğim bölümde hayvanların yuvaları konu alınmıştı. Kartaldan,kaplumbağaya, kunduza kadar pek çok sevimli hayvanı görme fırsatım oldu. Aslında haberleri dinliyordum. Çok iç karartıcı olduğuna karar verdim. Yok düğüne giderken kaza geçirip ölenler,maganda kurşunuyla yaralananlar…Haberlerde haber değil ki zaten. Bir çok kanalın halkı uyutucu programlar ve haberler yayınladığını düşünüyorum. Başka kanala geçtim. Bir film oynuyordu. Onda da silahlar, patlayan bombalar. Şiddet içeriyordu. Rahatsız oldum. Bir ara trt1de dede korkut hikayeleri diye bir dizi vardı. Örneğin onu beğenmiştim. Bizim kültürümüzü içeren izlemesi zevkli heyecanlı bir yapımdı. Aslında şu aralar da beğendiğim,izlediğim, elveda rumeli, binbir gece,avrupa yakası,hepimiz birimiz için, elif, milyonda bir gibi popüler diziler var ama genel olarak filmlerde yabancı kültürler,yaşantılar empoze edilmeye çalışılıyor diye düşünüyorum. Bizim kültürümüzü yansıtan çok az dizi ve film var. Tabi kültürümüz derken içinde töre cinayetlerini, kan davalarını barındıran ağa dizilerini kastetmiyorum.Dede korkut hikayeleri ya da elveda Rumeli gibi dizilerden bahsediyorum.Neyse filmler ve haberlerdeki şiddetten bunalmışken zoboomafoo’ya rastlayınca gerçekten mutlu oldum. Hayatımızda yeterince stres var zaten. Kim televizyonun karşısından başına oturduğundan dana sinirli,stresli bir şekilde kalkmak ister ki? Ya da halkı uyutmaya yönelik abuk sabuk eğlence ve magazin programlarıyla zamanını boşa harcamak ?






Bu arada dünyaca ünlü belgesel yapımcısı olan Kratt kardeşler’in 2004 yılında yaptıkları “be the creature” isimli belgesel, yine aynı yıl iki ayrı festivalde en iyi vahşi hayat belgeseli ödülüne layık görülmüş. Türkiyede renk yapım tarafından free tv’ye ve pay tv’ye dağıtımı yapılan belgesel 26 bölümden oluşuyor. Ve her bölüm 1 saat sürüyor. Belgeselde;Afrika vahşi köpeklerine,kahverengi ayılara,Afrika aslanlarına,Japon makağına,lemurlara,deniz ayılarına,kıyı hayvanlarına,şempanzelere,çizgili firavun farelerine,büyük beyaz balinalara,uzun kuyruklu Meksika yarasalarına,kangurulara,baboonlara,çitalara,orangutanlara,komodo ejderhalarına,savaşçı kanada koyunlarına,leoparlara ve Etiyopya kurtlarına yer verilmiş.Yani benim başına oturduğumda 26 saat başından ayrılamayacağım bir belgesel programı hazırlamışlar. Bölümlerin detaylarına buradan ulaşabilirsiniz.

20 Temmuz 2008 Pazar

Ekoturizm ve Eko Okullar Programı



Japonya’da ekoturizmin 15 yıl önce dikkat çekmeye başladığı ile ilgili haberi okuduğumda japonya’da dağcılık,rafting,dalış ve kaplıcalar gibi eko turizm olanaklarının bulunduğunu gördüm. Japonya’daki eko turizm olanaklarıyla ilgili detaylı bilgilere buradan ve buradan ulaşabilirsiniz. Ancak bizim ülkemiz de ekoturizm olanakları açısından oldukça zengin bir ülke. Örneğin dalaman çayında ,melen çayında yada Çoruh nehrinde rafting yapabilirsiniz. Dağcılık için Uludağ,Ağrı dağı,Erciyes dağı,Kaçkar dağları,Aladağlar gibi pek çok alternatif söz konusu. Kaplıca ılıca ve termal tesisler açısından da zengin olan ülkemizin üç tarafı denizlerle çevrili olduğundan dalış içinde bir çok olanaklara sahip. Cennet gibi bizim ülkemiz cennet.Ancak bu tarihi ve doğal güzelliklerin korunması, bu değerlere sahip çıkılması lazım.



Eko okullar programı ise 27 Avrupa ülkesi, Güney Afrika, Kenya ve Şili olmak üzere toplam 40 ülkede 20.000’den fazla okulda uygulanmakta olan bir program. Eko okullar programının uluslar arası koordinasyonu ise Uluslar arası Çevre Eğitim Vakfı tarafından sağlanmaktadır. Ülkemizde’de değişik illerdeki 155 okul bu programa dahil bulunmaktadır. İlköğretim okullarında uygulanan program, öğrencilere çevre bilinci, çevre yönetimi ve sürdürülebilir kalkınma konularında eğitim vermeyi amaçlamaktadır. Böylece çevresel konularda bilgisi artan öğrencilerin ailelerini, yerel yönetimleri ve sivil toplum kuruluşlarını da bilinçlendirmede etkin rol oynamaları planlanmaktadır. Gerçekten ağaç yaş iken eğilir. Bugünün küçükleri yarının büyükleri.Çocuklarımıza çevre bilincini,doğa ve hayvan sevgisini önce aile içinde daha sonrada okullarda vermeliyiz. Böylece çevre için çalışan gönüllülerin sayısı artacak,daha çok ağaç dikilecek ve dünyamız daha iyi hale gelecektir. İyi bir dünyada yaşamak istiyorsak iyi bir dünya yaratmak için önce kendimizden sonra çevremizdekilerden başlayarak harekete geçmeliyiz.



Bence her okulda ayrılacak özel bir alanda organik tarım yapılmalı. Her öğrenci organik tarım yapmak için okulda ayrılmış belirli ufak bir araziden sorumlu olmalı. Böylece sorumluluk duygusunu geliştirmeli, emek harcayarak çabalayarak elde etmeyi öğrenmeli, bir şeyler başarmanın sevincini yaşamalı ve doğa sevgisiyle büyümeli.Ayrıca organik tarımın yanında, çocuklar bazı kümes hayvanları, kedi,köpek,kuş vb. beslemeye de özendirilmeli.Bunun içinde okulda ayrılmış özel alanlar olmalı. Ben bunun çocukların ruhsal gelişimlerine, öğrenme süreçlerine çok büyük katkı sağlayacağını düşünüyorum. Kim bilir belki bir gün çok param olursa böyle bir okulu ben açarım.



Caretta Carettalar



Caretta carettaların Türkiye’deki 21 üreme alanından biri olan Anamur’da çevreciler, caretta carettaların yuvalarını büyük bir özenle koruyorlar. Köpek ve çakalların zarar vermesini engellemek için yuvaların etrafını tel kafesle çeviriyorlar. Bazı gönüllüler ise yuvaların başında 24 saat nöbet tutuyorlar. Bu nöbet tutma işi çok zevklidir eminim. Gündüz masmavi deniz,sıcacık kumlar ve güneş.Denizin kıyısında yapılan kahvaltılar.Geceyse hafif bir serinlikle birlikte dalgaların şıpırtını dinlemek,yıldızları seyrederek uyumak. Bende mi nöbet tutmaya gitsem ne? 2007 yılında 1040 olan yuva sayısının bu sene 2000’e ulaşması bekleniyormuş. Çevreci gönüllüler çabalarında başarılı oluyorlar demek ki. Ama Yunanistan’ı geçmek için biraz daha fazla çalışmalıyız.Çünkü Yunanistan kumsallarında 2500 adet caretta caretta yuvası keşfedilmiş. Yok canım benimde gönüllü olarak gidip nöbet tutmam şart oldu artık. Caretta carettalar sizi seviyoruz! Mavi sulara açılıp güzel güzel büyüyün.

Çevreci Yerleşim Alanları





Çevreye duyarlı bir birey olup çevreci bir yaşam sürmek nasıl mümkün olabilir? Evet çöplerimizi ayrıştırarak geri dönüştürülmelerini sağlayabiliriz. Organik gıdalar tüketiriz. Elektrik ve su tasarrufuna gideriz. Alışverişte bol bol naylon torba kullanmak yerine alışverişe çarşıya pazara bez çantalarımız yada filelerle çıkabiliriz. Ağaç dikebilir yada ağaç dikilmesine aracı olabiliriz. Özel araçlarımız yerine toplu taşıma araçlarını kullanabiliriz.Çevremizdeki insanlara doğa ve hayvan sevgisi aşılayarak çevre bilinçlerini geliştirebiliriz. Ya da İsveç Stockholm’deki Hammarby Sjöstad’a veya Almanya’da Freiburg yakınındaki Vauban’ a taşınabiliriz. Tamam taşınmayalım.Taşınmasak bile onların yaşam alanlarına uyguladıkları çevreci bilinci örnek alarak kendi ülkemizde uygulayabilir, yaygınlaştırmaya çalışabiliriz. Peki Stockholm, Hammarby Sjöstad’da insanlar nasıl yaşıyorlar? Evlerde yağmur suyu toplanarak değerlendiriliyor. Her evin güneş paneli var.Enerji ihtiyacını karşılamak için doğal bir enerji kaynağı olan güneşten yararlanıyorlar. Trafik lambaları bile güneş enerjisiyle çalışıyor. Çöplerini doğada çözünme özelliğine sahip torbalara atıyorlar.Ve her ev güneş enerjisinden maksimum fayda sağlayacak şekilde inşa edilmiş.



Gelelim Almanya’daki Freiburg yakınındaki Vauban’ a. Burada da evlerin yüzde 50 sinden fazlası özel otomobil kullanmıyor. Özel aracı olanlar ise sanki cezalandırılırmış gibi yılda 18 bin euro para cezası pardon park parası ödemek zorunda. Bir yerde de haklılar park edecek yerin yoksa niye araban var? Sen arabanı kaldırıma park edersen benimde caddenin ortasından yürümem normal karşılanmaz mı? Yada arabanı park ettiğin yerle yolun yarısını kapatıyorsan sen arabanla gezip tozup sefa sürerken ben cefasını çekiyorum demek değil midir? Bak şimdi.Park parası 18 bin euro değil 28 bin euro olsun. Park parasını ödeyemeyecek olanlar araba satın almaz.Araba olmayınca sorun da olmaz.No car no cry. Vauban’da ulaşım için tramvay sistemi araç paylaşım sistemi gibi alternatifler oluşturulmuş.Bizde de keşke deniz yoluyla ulaşım alternatifleri oluşturulsa.Üç tarafımız denizlerle çevrili ama biz hala otoyollarda trafik sıkışıklığının yarattığı stresi yaşıyoruz. Vauban’da 100 ev kendi enerjisini kendisi üretiyor. Kaçak elektrik hattı çekmemişler tabiî ki.Muhtemelen güneş yada rüzgar enerjisidir. Vauban’ın sosyal tesisleri arasında ise anneler için özel bir merkez ve çiftçileri bilgilendirme şubeleri yer alıyor. İsveç ve Almanya’da yer alan böyle çevreci yerleşim alanlarının artarak yaygınlaşmasını diliyorum. O zamana kadar da çevreye duyarlı bireyler olarak yaşamaya çalışırsak ve bunu teşvik edersek sanırım elimizden geleni yapmış oluruz.



Atıkların Doğaya Karışma Süresi



Artan nüfüs ve tüketim çılgınlığı çöplerin miktarını da doğal olarak arttırıyor. Ancak artan çöpler, çevreyi kirleten sağlığımızı tehdit eden unsurlar olmak zorunda değiller. Çöplerimizi ayrıştırarak ve geri dönüştürerek çevreye zarar vermeyi durdurabiliriz. Bir pet şişeyi,cam şişeyi yada bir sakızı çöpe attığımız zaman bile çevreye zarar vermiş oluyoruz.Çünkü biz sakız 2 yılda,bir cam şişe 400 yılda bir pet şişe ise ancak 5000 yılda doğaya karışabiliyor. Tabi doğaya toprağa karıştığında ortalıkta gözükmese bile o toprak eskisine göre ne kadar sağlıklı olur bir düşünün. 1 litre sıvı yağ lavaboya dökülerek suya karıştığında 1 milyon litre su kirleniyor. İstanbul’da hergün 3000 ton kağıdın çöpe gitmesi binlerce ağacın kesilmesi anlamına geliyor. Çöp atıkların yakılarak yok edilmemesi gerekiyor. Çünkü yanma sırasında çıkan zehirli gazlar,çevre ve insan sağlığına zarar veriyor. Yapılması gereken çöplerin ayrıştırılarak geri dönüştürülmesi. Örneğin atık yağlar geri dönüşüm işleminden geçirilerek biyodizel, arap sabunu ya da hayvan yemi üretiminde kullanılabiliyor.Ama ben şahsen atık yağların karıştırılmasıyla oluşturulmuş bir hayvan yeminin kedim veya köpeğim tarafından yenmesini istemem.Sağlıklı olduğunu pek sanmıyorum. Ama ben atık yağları kedime köpeğime bile layık görmezken bizler birçok yerde kaç bin kez kızartma işleminde kullanılmış olduğunu bilmediğimiz kızartma yağlarında pişirilmiş cipsleri ve patates kızartmalarını bol miktarda tüketiyoruz. Buna da dikkat etmek lazım. Ama biyodizel ve arap sabunu için diyecek bir şeyim yok. Çöplerin ayrıştırılarak geri dönüştürülmesi gerçekten çevre sağlığı ve bizim sağlığımız açısından çok önemli. Bilinçli tüketiciler olmalı ve bu bilinci içtiği içeceğin şişesini arabasının camından dışarı fırlatacak kadar bilinçsiz olanlara da aşılamalıyız. Konuyla ilgili detaylı bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.

Okaliptus Ağaçları ve Amik Ovası



Ağaçların sağladığı yararları hepimiz biliyoruz. Onlar dünyamızın akciğerleridir. Gölgelerinde dinleniriz, erozyonu önlerler, yeşil renkleriyle ruhumuzu dinlendirirler, birçok ağaç bir araya gelip bir orman oluşturduğunda bir çok canlıya ev sahipliği yaparlar. Hatta ben evde bulduğum her türlü boş kaba toprak doldurup bir gün görkemli ağaçlar olmaları ümidiyle yediğim meyvelerin çekirdekleriyle dışarı çıktığımda topladığım çınar vb. ağaçların tohumlarını ekiyorum. Enteresan olansa biraz sonra okuyacaklarınız. Ağaçların böyle faydaları bilinirken Amik ovasında farklı bir durum söz konusu. 1970’li yıllarda Amik ovasındaki 170 bin dönüm alana, amik gölünü ve çevresindeki bataklığı kurutması için 400 bin okaliptus ağacı dikilmiş ve böylece bu arazide tarıma başlanmış. Yıllarca ekilip biçilen bu arazide ise artık kuraklık baş göstermeye başladı. Çünkü yetişkin bir okaliptus ağacı 250 ton su tüketiyor. Uzmanlar ise yer altı sularını tüketen okaliptus ağaçlarının sökülerek buralara iklime daha uygun ağaçların dikilmesini öneriyorlar. Konuyla ilgili detaylı bilgilere buradan ulaşabilirsiniz. 38 yıl önce sulak alanlar kurutulmaya çalışılırken şimdi sulak alanların yeniden oluşturulması için projeler geliştirilmeye çalışılıyormuş. Bence doğanın dengesini bozmakta insanların üstüne yok. Örneğin ben hayvanların kısırlaştırılmasına karşıyım. Bazı mahalle azgınları mahallemizdeki köpeklerin kısırlaştırılması gerektiğini düşünüyor. Bense onların ve onlar gibi düşünenlerin. Dünyanın sonuna yaklaşılıp mahalle aralarında yaşayan sevimli kedi ve köpeklerin soyu tükenmeye başladığında da bence aynı bu haberdeki gibi tüh tüh ne yapsak ki bu soyu tükenen sokak hayvanlarını yeniden çoğaltmak için yeni projeler üretmeliyiz diyecekler sanırım. Hoş o kadar vicdanlı ve duyarlı olabileceklerini de düşünmüyorum ya neyse. Umarım benim gibi hayvan severler sayesinde kedi ve köpekler mahallelerimizde dolaşmaya devam ederler ve bir çok insanın unutmaya başladığı sevgi ve merhamet gibi duyguları bize hissettirmeye, içimizi ısıtmaya devam ederler. Zaten bence bir hayvana ya da bitkiye bakıp mutlu olmayı başaramayan huzur duyamayan, onlara karşı sevgi hissedemeyen bir insan çok değeli bir hediyeden, bir hazineden yoksundur. Hatta kızıp bütün insanlardan nefret ettiğim zamanlar hariç çoğu zaman karşılaştığım her insanın gözlerindeki ışıltıda bile ben o mutluluğu yakalayabiliyorum. Her insan ayrı bir dünya her insan ayrı bir kitap gibi. Her insan ayrı bir mucize. Her canlı var oluşu ve yaşamıyla bir mucize.Ve biz zaman zaman unutsak da mucizeler diyarında yaşıyoruz. Ayrıca okaliptus ağaçları kesilmesin.Yerlerinden söküldüklerinde ise yaşayabilecekleri uygun iklimli bir yere ekilsinler. Bir ağacın yetişmesi aynı bir insanın yetişmesi gibi emek ve zaman istiyor. Ayrıca bir değil 400 bin ağaç söz konusu. Umarım gereken hassasiyet gösterilir.

Şırnak’ta Çevre Kirliliği



Şırnak’ın Silopi ilçesinde kurulan ve sekiz yıldır faaliyet gösteren termik santral halkın sağlığını tehdit ediyor. Söz konusu termik santralin çevreye verdiği zarar ise TUBİTAK tarafından belgelenmiş bulunuyor. Türkiye’ye ve Kuzey Irak’ın bazı bölgelerine elektrik sağlayan santralin çalışmaya başlamasından bu yana, bölgede tıpta ender görülen hastalıklara rastlanmaya başlanırken akciğer kanseri, kalp rahatsızlıkları vb hastalıklarda da artış yaşandığı belirtiliyor. Şırnak’taki sivil toplum kuruluşları ise santralin kapatılması için harekete geçmiş bulunuyorlar. Şırnak’ta yaşanan bu çevre kirliliği problemi ile ilgili detaylı bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.

19 Temmuz 2008 Cumartesi

Orkinos Avcılığı



Greenpeace son eylemini Pasifik okyanusunda orkinos balıklarının üreme zamanı olmasına rağmen avlanmaya çıkmış İspanyol bandıralı bir gemiye karşı gerçekleştirdi. Greenpeace üyeleri zaman zaman saldırıya uğramalarına rağmen gelecek nesillere iyi bir dünya bırakmak için çevreci eylemlerine devam ediyorlar. Greenpeace üyelerinin önünü kestikleri söz konusu gemi bir seferinde 3000 ton orkinos yakalama kapasitesine sahip.Yani tüm Pasifik ülkelerinin bir yılda avlayabilecekleri toplam miktarın iki katını sadece bir gezisi sırasında avlayabilecek kapasiteye sahip. Üç buçuk saat mücadele etmelerine rağmen bu sefer başarılı olamayan Greenpeace üyelerinin bu duyarlılıklarını takdir ediyorum. Konuyla ilgili videoyu buradan (doğal hayat bölümünde video ara kısmına orkinos avcılığı yazarak) izleyebilirsiniz. Bu dünya hepimize ait.Sadece insanlara değil. Daha çok para kazanmak için yada zevk için bencilce ve bilinçsizce başka canlıların hayatına kasteden insanlarla hep birlikte mücadele etmeliyiz. Unutmayın ki doğaya, dünyaya verilen zarar aslında en başta kendimize verdiğimiz zarardır. Bindiğimiz dalı kesmektir. Bu sebeple yaşadığımız dünyaya ve içindeki canlılara daha saygılı olmalıyız. Hatta çocuklarımıza iyi bir dünya bırakmak için buna mecburuz.

Samsun’da Ekolojik Pazar



Biliyorsunuz ki hormonlu, katkı maddeli, üretilirken gereğinden fazla zirai ilaç kullanılmış gıdalar sağlığımızı tehdit ediyor. Sağlıklı yaşamak için organik gıdaları tercih etmeye çalışıyoruz ama onlarında ya yüzde yüz organik olduğundan emin olamıyoruz ya da bulmakta güçlük çekiyoruz. Aslında bazı süper marketlerin organik ürün satan bölümleri bulunuyor yada bahçesi olanlar kendi sebze ve meyvesini yetiştirmeyi deneyebilir. Bir apartman dairesinde yaşayanlar belki balkonlarındaki yada teraslarındaki saksılarda domates, biber, maydanoz vb. yetiştirmeyi deneyebilir. Ayrıca organik meyve ve sebze satın almak için ekolojik pazarlar bulunuyor. Örneğin daha önce İstanbul şişli ve Antalya’da kurulan ekolojik pazarlara bir yenisi daha ekleniyor. %100 ekolojik pazarların üçüncüsü Samsun’un Gazi ilçesinde açılmış bulunuyor. Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin yerel yönetimlerle işbirliği sayesinde kurulan ekolojik pazarda fiyatların ise İstanbul’dakinden daha düşük olacağı tahmin ediliyor. Samsunda yeni açılmış olan ekolojik Pazar ile ilgili detaylı bilgilere buradan ulaşabilirsiniz. Umarım ekolojik pazarların sayısı gittikçe artar ve organik gıdalar herkesin satın alabileceği kadar makul fiyatlara sahip olurlar. Sağlıklı bir gelecek için organik tarıma önem vermemiz gerektiğini düşünüyorum. Aynı zamanda bilinçli tüketiciler olarak satın aldığımız gıdaların içeriğine dikkat etmeli, katkı maddeli gıdalardan mümkün olduğunca uzak durmalıyız.

Kivalina Köyü Devlere Karşı



Alaska’daki Kivalina köyünün toprakları küresel ısınma sebebiyle yavaş yavaş sular altında kalıyor. Bu durumdan 24 dev enerji şirketini sorumlu tutan Kivalinalılar, 400 milyon dolarlık tazminat davası açarak tepkilerini ortaya koyuyorlar. ABD’ye bağlı bu küçük köyde 55 adet ahşap ev bulunuyor ve 400 kişi yaşıyor. Aralarında Exxon Mobil, BP America, Conocco Philips, American Electric Power ,Chevron, Peabody Energy, Duke Energy ve Southern Company’nin de bulunduğu 24 şirkete dava açan Kivalinalılar, bu şirketleri sadece sera gazı yaymakla değil , bilinçli olarak halkı küresel ısınma ile ilgili yanlış yönlendirmek ve halkla küresel ısınma kurbanlarını, küresel ısınmanın insan eliyle gerçekleştirilmediğine ikna etmek için özel çaba sarfetmekle suçluyorlar. 400 milyon dolar, Kivalina köyünün 12 km uzaklıktaki yeni bir yerleşim yerine taşınması için gerekli. 9 petrol,14 elektrik ve 1 kömür şirketini kapsayan bu dev şirketlerin arkasında büyük hukuk büroları bulunuyor. Ancak tam altı hukuk bürosu ile ‘Yerel Amerikalıların Hakları Fonu’ ve ‘Irk, Fakirlik ve Çevre Merkezi’nden oluşan deneyimli bir avukat ve gönüllüler ekibi de Alaska’nın bu ufak köyünü savunuyor. Eğer Kivalina köyü davayı kazanırsa 8 Alaska köyü daha dava açmayı planlıyor. Kivalinalıların devlerle giriştiği bu hukuk mücadelesinin detaylarına buradan ulaşabilirsiniz.

Bir Leoparın Timsah Avı



Doğa fotoğrafçısı Hal Brindley, Güney Afrika’da bir leoparın bir timsahı nasıl avladığını ve 5 dakika süren mücadelelerini görüntülemeyi başarmış. Bu fotoğraflara buradan ulaşabilirsiniz.

Organik Çay



Karadenizde beş yıl önce başlayan organik çay üretimi başarıyla devam ediyor ve çiftçilerin yüzünü güldürüyor. Trabzon’un Sürmene İlçesindeki Ormanseven Beldesi sakinleri organik çay üreterek kazançlarını arttırmayı başardılar. Bugün Karadeniz’de organik gübre kullanılarak 100 ton organik çay üretiliyor. Hedeflenen ise bu rakamı üç katına çıkartmak. Detaylı bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.

reklam store