Hayvani yağların, katı yağların vücudumuza zararlı olduğunu kollestrolü yükselttiğini biliyoruz. Ancak bu tür yağlara göre sağlıklı kabul edilen sıvı yağların içinde zeytinyağının ayrı bir yeri var. Uzmanlar, güzel bir cildin sağlıklı saç ve tırnakların sırrının zeytinyağında saklı olduğunu söylüyor. Ben şahsen kahvaltıda ve yemeklerde zeytinyağı kullanılmasını tercih ediyorum. Hem sağlıklı hem lezzetli. Güzelliğinize güzellik katmak için zeytinyağından nasıl faydalanacağınıza dair bilgilere buradan ulaşabilirsiniz. Merak etmeyin daha sonra zeytin ve zeytin yağı ile ilgili daha kapsamlı bir yazıya yer vereceğim. Çünkü zeytin ve zeytin yağının sağlığımız açısından mucizevi değerde bir besin kaynağı olduğunun farkındayım. Ve bu konuya değinmek istiyorum.

Zoboomafoo çocuklara hayvanları tanıtmak ve sevdirmek için hazırlanmış bir çocuk programı. Yapımcılığını Kratt kardeşlerin yaptığı programı da yine Kratt kardeşler ve bir lemur olan zoboo (zabu) sunuyor.Program yayın akışlarında hafta sonu sabah saatlerinde diye gözükse de, programı geçen gece yumurcak tv’de izledim. Daha önceden de bildiğim bir programdı. Tekrar rastlayınca çok sevindim. İnsanı mutlu eden eğlenceli, izlemekten zevk aldığım bir program. Zabu çok şirin. Ordan oraya zıplayıp duruyor. İzlediğim bölümde hayvanların yuvaları konu alınmıştı. Kartaldan,kaplumbağaya, kunduza kadar pek çok sevimli hayvanı görme fırsatım oldu. Aslında haberleri dinliyordum. Çok iç karartıcı olduğuna karar verdim. Yok düğüne giderken kaza geçirip ölenler,maganda kurşunuyla yaralananlar…Haberlerde haber değil ki zaten. Bir çok kanalın halkı uyutucu programlar ve haberler yayınladığını düşünüyorum. Başka kanala geçtim. Bir film oynuyordu. Onda da silahlar, patlayan bombalar. Şiddet içeriyordu. Rahatsız oldum. Bir ara trt1de dede korkut hikayeleri diye bir dizi vardı. Örneğin onu beğenmiştim. Bizim kültürümüzü içeren izlemesi zevkli heyecanlı bir yapımdı. Aslında şu aralar da beğendiğim,izlediğim, elveda rumeli, binbir gece,avrupa yakası,hepimiz birimiz için, elif, milyonda bir gibi popüler diziler var ama genel olarak filmlerde yabancı kültürler,yaşantılar empoze edilmeye çalışılıyor diye düşünüyorum. Bizim kültürümüzü yansıtan çok az dizi ve film var. Tabi kültürümüz derken içinde töre cinayetlerini, kan davalarını barındıran ağa dizilerini kastetmiyorum.Dede korkut hikayeleri ya da elveda Rumeli gibi dizilerden bahsediyorum.Neyse filmler ve haberlerdeki şiddetten bunalmışken zoboomafoo’ya rastlayınca gerçekten mutlu oldum. Hayatımızda yeterince stres var zaten. Kim televizyonun karşısından başına oturduğundan dana sinirli,stresli bir şekilde kalkmak ister ki? Ya da halkı uyutmaya yönelik abuk sabuk eğlence ve magazin programlarıyla zamanını boşa harcamak ?
Bu arada dünyaca ünlü belgesel yapımcısı olan Kratt kardeşler’in 2004 yılında yaptıkları “be the creature” isimli belgesel, yine aynı yıl iki ayrı festivalde en iyi vahşi hayat belgeseli ödülüne layık görülmüş. Türkiyede renk yapım tarafından free tv’ye ve pay tv’ye dağıtımı yapılan belgesel 26 bölümden oluşuyor. Ve her bölüm 1 saat sürüyor. Belgeselde;Afrika vahşi köpeklerine,kahverengi ayılara,Afrika aslanlarına,Japon makağına,lemurlara,deniz ayılarına,kıyı hayvanlarına,şempanzelere,çizgili firavun farelerine,büyük beyaz balinalara,uzun kuyruklu Meksika yarasalarına,kangurulara,baboonlara,çitalara,orangutanlara,komodo ejderhalarına,savaşçı kanada koyunlarına,leoparlara ve Etiyopya kurtlarına yer verilmiş.Yani benim başına oturduğumda 26 saat başından ayrılamayacağım bir belgesel programı hazırlamışlar. Bölümlerin detaylarına buradan ulaşabilirsiniz.
Japonya’da ekoturizmin 15 yıl önce dikkat çekmeye başladığı ile ilgili haberi okuduğumda japonya’da dağcılık,rafting,dalış ve kaplıcalar gibi eko turizm olanaklarının bulunduğunu gördüm. Japonya’daki eko turizm olanaklarıyla ilgili detaylı bilgilere buradan ve buradan ulaşabilirsiniz. Ancak bizim ülkemiz de ekoturizm olanakları açısından oldukça zengin bir ülke. Örneğin dalaman çayında ,melen çayında yada Çoruh nehrinde rafting yapabilirsiniz. Dağcılık için Uludağ,Ağrı dağı,Erciyes dağı,Kaçkar dağları,Aladağlar gibi pek çok alternatif söz konusu. Kaplıca ılıca ve termal tesisler açısından da zengin olan ülkemizin üç tarafı denizlerle çevrili olduğundan dalış içinde bir çok olanaklara sahip. Cennet gibi bizim ülkemiz cennet.Ancak bu tarihi ve doğal güzelliklerin korunması, bu değerlere sahip çıkılması lazım.
Eko okullar programı ise 27 Avrupa ülkesi, Güney Afrika, Kenya ve Şili olmak üzere toplam 40 ülkede 20.000’den fazla okulda uygulanmakta olan bir program. Eko okullar programının uluslar arası koordinasyonu ise Uluslar arası Çevre Eğitim Vakfı tarafından sağlanmaktadır. Ülkemizde’de değişik illerdeki 155 okul bu programa dahil bulunmaktadır. İlköğretim okullarında uygulanan program, öğrencilere çevre bilinci, çevre yönetimi ve sürdürülebilir kalkınma konularında eğitim vermeyi amaçlamaktadır. Böylece çevresel konularda bilgisi artan öğrencilerin ailelerini, yerel yönetimleri ve sivil toplum kuruluşlarını da bilinçlendirmede etkin rol oynamaları planlanmaktadır. Gerçekten ağaç yaş iken eğilir. Bugünün küçükleri yarının büyükleri.Çocuklarımıza çevre bilincini,doğa ve hayvan sevgisini önce aile içinde daha sonrada okullarda vermeliyiz. Böylece çevre için çalışan gönüllülerin sayısı artacak,daha çok ağaç dikilecek ve dünyamız daha iyi hale gelecektir. İyi bir dünyada yaşamak istiyorsak iyi bir dünya yaratmak için önce kendimizden sonra çevremizdekilerden başlayarak harekete geçmeliyiz.
Bence her okulda ayrılacak özel bir alanda organik tarım yapılmalı. Her öğrenci organik tarım yapmak için okulda ayrılmış belirli ufak bir araziden sorumlu olmalı. Böylece sorumluluk duygusunu geliştirmeli, emek harcayarak çabalayarak elde etmeyi öğrenmeli, bir şeyler başarmanın sevincini yaşamalı ve doğa sevgisiyle büyümeli.Ayrıca organik tarımın yanında, çocuklar bazı kümes hayvanları, kedi,köpek,kuş vb. beslemeye de özendirilmeli.Bunun içinde okulda ayrılmış özel alanlar olmalı. Ben bunun çocukların ruhsal gelişimlerine, öğrenme süreçlerine çok büyük katkı sağlayacağını düşünüyorum. Kim bilir belki bir gün çok param olursa böyle bir okulu ben açarım.
Caretta carettaların Türkiye’deki 21 üreme alanından biri olan Anamur’da çevreciler, caretta carettaların yuvalarını büyük bir özenle koruyorlar. Köpek ve çakalların zarar vermesini engellemek için yuvaların etrafını tel kafesle çeviriyorlar. Bazı gönüllüler ise yuvaların başında 24 saat nöbet tutuyorlar. Bu nöbet tutma işi çok zevklidir eminim. Gündüz masmavi deniz,sıcacık kumlar ve güneş.Denizin kıyısında yapılan kahvaltılar.Geceyse hafif bir serinlikle birlikte dalgaların şıpırtını dinlemek,yıldızları seyrederek uyumak. Bende mi nöbet tutmaya gitsem ne? 2007 yılında 1040 olan yuva sayısının bu sene 2000’e ulaşması bekleniyormuş. Çevreci gönüllüler çabalarında başarılı oluyorlar demek ki. Ama Yunanistan’ı geçmek için biraz daha fazla çalışmalıyız.Çünkü Yunanistan kumsallarında 2500 adet caretta caretta yuvası keşfedilmiş. Yok canım benimde gönüllü olarak gidip nöbet tutmam şart oldu artık. Caretta carettalar sizi seviyoruz! Mavi sulara açılıp güzel güzel büyüyün.