23 Haziran 2011 Perşembe

Aref Ghafouri’nin Muhteşem Gösterisi



Yetenek sizsiniz yarışması keyifle izlediğim programlardan biri. Özellikle gerçekten yetenekli olup, bu yeteneğini harika bir sunumla birleştirenlerin gösterilerini izlemek ayrı biz zevk oluyor. İnsan zamanın nasıl geçtiğini anlamıyor. Bizde evde kendi aramızda yarışmacıları değerlendirip evet veya hayır diyoruz. Hülya Avşar, Acun Ilıcalı ve Ali Taran birlikte çok hoş bir jüri oluşturmuşlar. İçten yorumları ve samimi davranışları var. Özellikle Ali bey’in esprileri programa ayrı bir renk katıyor.



Bu programda büyük bir hayranlıkla ve keyifle izlediğim gösterilerden biri Aref Ghafouri’ye aitti. Kendisi İranlı. İranda iken yabancı öğrenci sınavı ile ilgili bir ilan gören Aref bu sınava katılması ve başarıyla geçmesi sonucu Türkiye’ye gelmiş. Odtü’de okuyor. Gerçekleştirdiği ilizyon gösterisiyle herkesi kendine hayran bırakan Aref ilk gösterisinde üç evetle uğurlanmıştı. Gösterisi dört aşamalı idi.


Gösterisinin İlk aşamasında Uri Geller gibi bir kaşığı büktü, ancak fiziksel gücünü kullanarak değil. Metal kaşığın boynu sanki ellerinin arasında eridi ve en sonunda kırıldı.



İkinci aşamada iskambil kağıtlarını kullandı. Jüriden avucunun içine bakarak bir tahminde bulunmasını istedi. Aref Acun bey’in siyah ve kırmızı renkleri arasında bir tercih yapmasını istedi. Acun bey kartın siyah renkte olmasını tercih etti. Hülya hanımın maça yada sinek grubundan birini seçmesini istedi.



Hülya hanım maçayı seçti. Ali bey de birden ona kadar sayılar ve papaz, kız ve vale seçeneklerinden birini seçecekti. Kız dedi. Aref daha önceden destedeki bir kartı ters çevirmiş. desteyi eline aldı ve kapalı olan kartı açtı. Kart maça kızıydı. Herkes hayretler içinde kaldı.



Gösterinin üçüncü aşamasında ise sahneye seyirciler arasından iki kız ve iki erkek çıkarıldı. Gelen seyircilerden biri Aref’in elinde bulunan kağıtlardan birini seçti. Kağıtlarda birkaç ünlü Hollywood yıldızının ismi vardı. Sonra Aref boş bir kağıdı makasla kesmeye başladı. Seçilen kağıt açıldığında kağıttaki isim Brad Pitt’in ismiydi. Aref de kestiği kağıdı açtı ve siyah ceketinin yakasına doğru tuttu. Resim Brad Pitt’e aitti. Herkes şok olmuştu.



Gösterinin dördüncü ve son aşamasında ise sayıları kullandı. Sahnede bulunan dört kişinin herbirinden 4 haneli bir rakam yazmasını istedi. Sonra onları topladı. Çıkan rakam 19519’du. Masanın üzerinde ise açılmamış bir zarf vardı. Üzerinde de bir soru işareti. Bu zarfın içinden katlanmış büyük bir kağıt çıkardı. Açtığında seyircilerin gördüğü rakam ise biraz önce bulunan ile aynıydı.19519. Herkes büyük bir şaşkınlık ve hayranlıkla onu alkışladı.



Pazar akşamı ise yetenek sizsiniz’de yarı final akşamıydı. Ve Aref de yapmış olduğu muhteşem gösteriyle yarı finale katılmaya hak kazanmıştı. Sahnede sakin ve karizmatik tavırlarıyla dikkat çeken Aref yeteneği ve zekasıyla herkesi etkilemeyi başardı. Çok özel bir yeteneği sergilemesinin yanında gerçekleştirdiği inanılmaz gösteriyi harika bir sunumla birleştirmesi beni de çok etkiledi.



Daha önce yapılan reklamlardan bu haftaki yetenek sizsiniz programında onun gösterisinin yer alacağını duymuştum. Mutlaka izlemeliyim diyordum. Programın sonlarına doğru televizyonu açmama rağmen onun yarı finaldeki gösterisini kaçırmadığımı öğrenince çok sevindim ve heyecanlandım. Yarı finaldeki gösterisi ise tüm rakiplerini geride bırakarak onu zirveye taşıyacak kadar etkileyiciydi. Aref, Aref,Aref yine muhteşem, inanılmaz derecede etkileyici bir gösteri gerçekleştirdi. İrandan gelirken sadece evet ve hayır demeyi bilen Aref Türkçeyi sadece 7 ayda öğrenmiş.Oldukça zeki aynı zamanda. Odtülü nede olsa.



Aref’in herkesi büyüleyen yarı final gösterisi ise şöyle gerçekleşti. Gösterinin ilk kısmında Aref jürinin el ele tutuşmasını istedi. Acun bey gözlerini kapattı. Aref ondan bir tatil yeri hayal etmesini istedi ve neredesiniz diye sordu. Acun bey sahil dedi. Aref hangi ülke olduğunu sorunca Acun bey Barbados dedi. Ve Aref Barbados ismini tahtaya herkesin görebileceği şekilde yazdı. Ardından göz kapama sırası Hülya hanım’a gelmişti. Ona ise şimdi tatile girmek için uçağa bindiniz koltuk numaranız kaç diye sordu. O da 11 dedi ve rakamın ardından bir harf sorulunca a,b, c, d ve e seçeneklerinden e’yi seçti. Ali bey de bu arada esprileriyle programa renk katmaya devam ediyordu. Sıra Ali bey’e geldiğinde Aref ona gözleri kapalı olarak uçak biletini hayal etmesini ve uçuş saatini söylemesini istedi. O da 14:42 dedi. Bütün bu söylenenler tahtaya yazıldı.



Ardından katlı bir gazeteyi Acun bey’e veren Aref, Acun bey’in bu gazeteyi, istediği jüri üyesine vermesini istedi. O da Hülya hanım’a verdi. Hülya hanımdan ise gözlerini kapatarak gazeteyi arkaya doğru atmasını istedi. Arkaya doğru atılan gazeteyi seyircilerden bir kız yakaladı. Gazete açılarak bir sayfa seçildi sonra ikiye bölündü ve bir kısmı yan taraftaki seyirciye verildi. Bu seyirci de gazeteyi Aref’in talimatları doğrultusunda yırttı ve parçaları iki ayrı eline aldı, ardından seyirci sahneye davet edildi. Sahneye çıkan seyirciden Aref, bir elini açmasını ve o elindeki gazete kağıtlarını bırakmasını istedi. Kalan gazete kağıdı parçaları şeffaf bir dosyaya konarak karıştırıldı ve içinden biri seçildi. Aref seyircinin bu küçük parçada yer alan kelimelerden birini aklında tutmasını istedi. Sonra kız Aref’in isteğiyle küçük gazete kağıdı parçasını cebine koydu. Aklındaki kelimeyi de Aref’e ve seyirciye göstermeden bir tahtaya yazdı.



Ayrıca sahnede, tepede asılı kilitli bir kutu duruyordu. Sıra onu açmya gelmişti. Açılan kutunun içinden rulo şeklinde bir kağıt çıktı. O yırtıldı içinden kırmızı kurdeleli bir başka rulo çıktı. Ruloyu yavaşça açan Aref sahnedeki seyircinin rulonun bir ucunu tutmasını istedi. Rulo yavaş yavaş sahneye paralel bir biçimde açılmaya başlandı. Rulo halindeki kağıt açıldığında görülen ilk kelime Barbados idi. Herkes çok şaşırdı. Rulo açılmaya devam etti, ikinci kelime E 11 di. Devamında ise 14:52 yazıyordu.



Herkes,sahneye hayranlıkla bakıyor, sevinç ve heyecan çığlıkları atıyordu. Acun bey ve seyirciler Aref’i ayakta alkışladılar. Daha önce böyle bir coşku yaşanmamıştı. Yalnız uçak saati 14:52 değil 14:42 olmalıydı. Aref pardon 10 dakikalık bir yanlışlık yapmışım dedi ama rulonun devamını açtığında uçuş 10 dakika rötarlı yazıyordu.



Sıra küçük gazete kağıdında yazılan kelimeye gelmişti. Aref kelimenin ilk harfi “k” mıydı dedi. Kız evet dedi. Ancak çıkan kelime konut kelimesiydi ve kız başka bir kelimeyi seçmişti. Aref de yanlış tahmin ettim bu durumda jürinin önünde yer alan zarfı açmalıyız dedi. Acun bey zarfı açtı. İçinde bir dvd yer alıyordu. Aref onu yayınlamak üzere içeriye vermek için istedi. Dvd yayına girdiğinde Aref şöyle diyordu. Bu dvd’yi izliyorsanız demek ki hata yapmışım. Sizden çok özür diliyorum. Bunları söylerken ki görüntüsü ise enteresandı. Sanki havada oturuyor gibiydi. Kamera biraz daha uzaktan çektiğinde ise görüntüye yerde toprağın üzerine yazılmış olan kader yazısı girdi. O sırada Aref “sizce kaderi değiştirebilir miyim?” diye soruyordu. Kızın tuttuğu kelime de kaderdi. Tahtada kader yazıyordu.



Çok etkileyici bir gösteriydi. Aref yetenek sizsiniz yarı finallerini geçerek birinci oldu. Haftaya diğer yarı finaller gösterilecek. Acun bey de bu yarışmada değil hayatında böyle bir gösteri görmediğini söyledi. Muhteşem bir gösteriydi. Olağanüstüydü. Aref sanırım insanların düşüncelerini etkileyebiliyor. Onların, kendisinin istediği şeyleri düşünmesini, seçmesini sağlayabiliyor. Bu yeteneğini geliştirmiş. 11 yaşında başlamış bu gösterilere. Son 4-5 yıldır ise profesyonel olarak yapıyormuş. Bu gösterisi içinde 3 yıl hazırlanmış. Finalde bizi nasıl bir gösteri bekliyor acaba? Onun gösterisini izlemek için sabırsızlanıyorum. Bence Aref dünya çapında başarılara imza atacak bir ilizyonist. Adını tüm dünyaya duyuracağına inanıyorum. Kendisini tebrik ediyorum. Başarılarının devamını diliyorum.



Yapılan 18 yoruma buradan ulaşabilirsiniz.

Karga ve Ceviz


Karga karga gak dedi,çık şu dala bak dedi. Bu kargalar ne kadar akıllı. İnce uzun bacaklarıyla ne kadar da sevimliler. Belki daha önce duyduğunuz bir şeyi anlatacağım. İlgili videoyu buradan izleyebilirsiniz. Televizyonda izlediğim görüntülerde kargalar ceviz yiyebilmek için trafiğin işlek olduğu bir caddede araçlar hareket halindeyken cevizi aşağı atıyorlardı.

Hareket halindeki araçlar cevizi kırıyorlardı. Kargalar kırmızı ışığın yanmasını bekliyorlardı. Kırmızı ışık yanıp arabalar durunca da kırılan cevizlerini afiyetle yiyorlardı. Bunu ilk duyduğumda ne kadar zekiymiş bu kargalar dedim içimden. Ama benzer bir olaya yakından tanık olacağım hiç aklıma gelmemişti. Geçen gün İstanbul Üniversitesi’nin bahçesinde yürüyorum. Yere bir şeyin düştüğünü duydum. Acaba ben mi bir şey düşürdüm farkında olmadan diye etrafıma bakındım. Birde baktım ki yerde kırılmış bir ceviz duruyor. Allah Allah dedim. Etrafta da hiç ceviz ağacı göremiyorum ama. Sonra kafamı kaldırdığımda binanın üstünde bir karganın durduğunu ve bana baktığını gördüm.Artık bana mı bakıyordu yoksa binanın tepesinden atarak kırdığı cevizine mi bakıyordu orası meçhul. Sonra uçup gitti siyah karga. Ben de bu sevimli muzip hayvanların zekasına bir kez daha hayran kaldım ve gülümseyerek oradan ayrıldım.



Hoşuma giden bu sevimli anıyı anlatırken, İstanbul Üniversitesi’nin bahçesinde ulu bir çam ağacına sırtımı dayamış bulunmaktayım. Çimlerin üstünde oturuyorum. Saat dört buçuğu bir geçiyor. Hava biraz rüzgarlı ama bu anımı ulu ağaçların yaprak hışırtıları, muzip kargaların ötüşleri arasında, sırtım bir ağaca dayalıyken ve çimenlerin üzerinde otururken, hissederek yazmak istedim. Bu hoş sürprizi yaşadığım bu güzel bahçede, bu yeşil bahçede yazmak istedim. Bu yazıyı yazarken kendimi o kadar mutlu hissediyorum ki karanlık basmak üzere olmasaydı birkaç saat daha burada kalabilirdim. Artık bu sefaya başka bir gün devam edeceğim. Zaten okula ilk geldiğimde de ilk önce bilmediğim ağaçların isimlerine bakmış yere düşen at kestanelerini ve porsuk ağacının küçük kırmızı tohumlarını ekmek üzere toplamıştım. Çevreden görenler de ne yapıyor bu kız böyle demişlerdir herhalde. Gerçi o gün okulda pek kimse yoktu, tıpkı bugün bu saatlerde olduğu gibi. İnsana huzur veren bu yerin kanlı çatışmalara, kavgalara şahit olmuş olabileceğine insan inanamıyor doğrusu. Sanırım şöyle kafalarını bir kaldırıp, yeşilin doyumsuz güzelliği içinde kaybolmayı , huzuru ve sevgiyi hissetmeyi, yaşamayı bilmiyorlardı. Ama ben biliyorum. Sanırım herkes benim gibi bakmıyor çevresine. Dersler, dersler tabi ki de önemli. Onlar nasılsa geçilmek zorunda tabi ki. Burada öğrenmek için bulunuyoruz. Bu herkesin farkında olduğu ve farkında olması gereken bir şey zaten. Ama bu mekanı yaşamak, ağaçları hissetmek, kargaların ötüşleriyle sevinmek, herkesin fark edebildiği bir şey değil sanırım. Olması gerekenden biraz kafamızı kaldırıp etrafımıza bakmamız gerekiyor. Şimdi bu ulu ağaçları, yeşil çimenleri, çırpı bacaklı muzip kargaları, kenarları pembe ve kırmızı çiçeklerle donatılmış yolları bırakarak evime gidiyorum. Ama onlar beni bırakmıyor. Hayalimde benimle birlikte evime geliyorlar.

Aklımdan Geçen Cümle


Sizlerle enteresan bir anımı paylaşmak istiyorum. Üniversitedeyken yaşadığım bu olay karşısında ben de şaşkınlık yaşamıştım. Üniversitedeyken en yakın arkadaşıma ekonometri sınıfından bir çocuk çıkma teklif etmişti. O da nazikçe reddetmişti. Biz kendisiyle arkadaş olduk sonrasında. Ders aralarında, kantinde, yemekhanede karşılaştığımızda selamlaşır, iki çift laf eder hale gelmiştik. Bir gün en yakın arkadaşımla kantinde oturuyoruz o yanımıza geldi. Selamlaştık. O yanımıza oturmadı ama konuşmaya devam ediyoruz. Kendisi alttan bıraktığı derslerini artık çalışarak vermek istediğinden bahsediyordu ama daha çok arkadaşıma bakarak konuşuyordu. Bende konuşan o olduğu için onun yüzüne bakarak onu dinliyordum. Birden aklımdan “acaba çok az zamanının kaldığını bilseydi yine de derslerini vermeye çalışır mıydı ?”, şeklinde bir düşünce geçti. Ancak aklımdan geçen bu düşüncemi tabi ki sesli olarak paylaşmadım. Böyle düşündürtecek herhangi bir durum hakkında bir bilgiye sahip değildim. Onu dinlerken, ona bakarken aklımdan bir anda geçen bir düşünceydi bu. Sonra bizde kendisine başarılar diledik. O günkü sohbetimizden hatırladıklarım, kaldığı derslerinden geçmek istemesi ve o anda aklımdan geçen bu garip cümle. O günkü kısa sohbetimizi sonlandırdık. Aradan birkaç hafta geçti. Geçen süreyi tam hatırlayamıyorum ama yaptığımız konuşmayı hatırlayacak kadar kısa, çok uzun olmayan bir süreydi. En yakın arkadaşımla beraber sınıfımızın yer aldığı katta ilerliyorduk. Ekonometri sınıfının kapısının önünden geçerken kapıda asılı olan bir resim dikkatimizi çekti. Başımız sağ olsun, Allah rahmet eylesin, arkadaşımızı kaybettik, benzeri bir yazı yazıyordu. Meraklandık. Kim olduğunu anlamak için resme daha yakından baktık. Resimdeki O’ydu. Birkaç hafta evvel bizimle sohbet eden, kalan derslerini vermek istediğini söyleyen arkadaşımızdı. Sınıfın kapısındaki resimden edindiğimiz bilgiye göre trafik kazası geçirmişti. Arkadaşım ve ben bir birimize baktık. Hem şaşırdık, hem de üzüldük. Ölümün insanı ne zaman nerede yakalayacağı belli olmuyor. Bunu önceden hissetmiş olmam da beni şaşırtmıştı.

Yazım ile ilgili yapılan iki yoruma buradan ulaşabilirsiniz.

25 Nisan 2011 Pazartesi

Üç Mucize



Sizlerle paylaşmak istediğim enteresan bir anım var. Ben mahallemizdeki sokak köpeklerine hemen hemen her gün bir saatimi ayırarak yiyecek götürüyorum. Mahallemizdeki kasap, fırın ve bir iki restoran ile konuştum ve bana artan ekmek ve kemikleri veriyorlar. Bende onlara götürüyor ve yakınımızdaki açık yeşil alanda veriyorum. Sokak köpekleri dediğime bakmayın. Onlar benim çocuklarım gibi. Hepsinin bir adı var. Hepsini çok seviyorum. Onların yanında huzur buluyorum, hafifliyorum. İçim ısınıyor, sevgiyle doluyor. Bir gün, hatırladığım kadarıyla bundan üç dört sene önceydi, yiyecek taşıdığım pazar arabası ağzına kadar doluydu. Üstelik ayrıca büyük çöp torbası büyüklüğünde bir torbanın neredeyse tamamı da fırının verdiği ekmekler ile doluydu. Ağaçlık yol kenarından yürüyordum. Fazla insanın geçmediği bir yoldu. Kalabalık olmayan, sakin bir yol.



Elimdekileri taşımakta zorlanıyordum. İçimden keşke şimdi bir araba durup yardıma ihtiyacım olup olmadığını sorsaydı diye geçirdim. Bir kaç saniye sonra arkamdan gelen bir araç yanımda durarak yardım etmek istediğini söyledi. Ben de gideceğim yerin uzak olmadığını söyleyerek, teşekkür ettim ve reddettim. Tanımadığım bir insanın arabasına binmenin doğru olmayacağını düşünmüştüm. Yolda ilerlemeye devam ettim. Elimdekileri taşımakta zorlanıyordum. Sonra içimden, arabayı reddettim ama şöyle genç bir çocuk yardım teklif etseydi kabul ederdim dedim. Bir kaç saniye sonra karşımdan gelen 20-25 yaşlarında genç bir adam yardım teklif etti. O anda, ıssız bir yolda bir yabancıyla yürüdüğümü görenlerin yanlış anlayabileceğini düşünerek kabul etmedim. Teşekkür ettim. Ardından yoluma devam ettim. Yürüyorum. İçimden dedim ki arabayı kabul etmedim, genç adamın yardımını kabul etmedim ancak şöyle küçük çocuklar olsaydı onlardan zarar gelmezdi kabul ederdim diye düşündüm. Ancak hemen sonraki düşüncem ise çocukların böyle ağır bir yükü taşıyamayacak olmalarıydı. Bir kaç saniye sonra karşımdan on, on iki yaşlarında iki tane bisikletli çocuk geliyordu ve yardım etmek istediklerini söylediler. Bende onlara teşekkür ederim ama bisikletleriniz var onlar ne olacak dedim. Abla biz onları şuraya bırakırız yardım edelim dediler ve benimle birlikte geldiler. Bende onlara kıyamadım. Yükün bir kısmını da ben taşıdım. Birlikte köpeklere yiyecek vereceğim yere geldik. Onlara çok teşekkür ettim. Yolda da sohbet etmiştik ve gittiler.Ben hayretler içerisindeydim. Ben sokak köpeklerine yardım ettiğim için Allah da bana yardım etmişti. Onun bize şah damarımızdan bile yakın olduğunu bir kez daha idrak ettim. Mutlu oldum. Bizi gördüğünü, duyduğunu, kalbimizin en derinlerinde sakladıklarımızı bildiğini biliyordum ve bunu bu mucizevi olayla birlikte bir kez daha anımsadım. Onun gücü her şeye yeter ve ne istersek ondan istemeliyiz. Aslında hiçbir zaman yalnız olmadığımızı bilmeli ve ümitlerimizi kaybetmemeliyiz.

Not: İlk resimdeki köpeklerden soldakinin ismi Yağmur, ağzında yemek kabını tutan sağdakinin ismi ise Yaman. Yağmur ne yazık ki hayatta değil. Canım Yağmurum ve Yamanım benim. Yağmur ve Yağmurun annesi Yasemin'i, Yağmur'un kardeşlerini insanlıktan nasibini almamış, kalpsiz, ruhsuz, cani insanlar zehirlediler. Çok ağlamıştık. Yağmur artık hayatta değil. Yaman da hayatta kalan tek kardeş olarak neredeyse her gece 2-3 gibi apartmanımızın önüne gelir, bize seslenirdi. Biz de gecenin bir yarısı onun çağrısına kulak verip apartmanın en üst katından onun yanına onu sevmeye inerdik. Oğlumuz geldi derdik. Bu bir süre böyle devam etti. Sonra Yaman da ortadan kayboldu. Uzaklaşıp yeni bir aile kurduğunu düşünüyorum. Belediye tarafından alınmış da olabilir. Onları çok seviyorum. Unutmadım.

Bu yazım ile ilgili yapılan 5 yorumu buradan okuyabilirsiniz.

Gün Biterken Gece Başlarken



Gece olup hava karardığında güneş dünyanın bir başka yerini aydınlatmaya gittiğinde farklı hissettiğinizi fark ettiniz mi? Güneşin batış anı zaten kendi içinde izlenesi bir sanat gösterisi. Güneş sarıdan turuncuya dönerken bulutların üstünde yer yer pembe ile morun ahenkle dans ettiği görsel bir şölen izletiyor bize. Turuncu bir ışık kütlesi halinde gözden kaybolmak üzereyken ise bazen belli belirsiz bir kızıllık.Bulutlarsa her an başka bir şekle bürünüyorlar sanki bizim için. Her gün güneş bizim için bu kadar güzel batıyor sanki. Sarı saçlarını toplayıp özlendiği yere gidiyor.Biraz da onları ısıtıyor,gülümsetiyor.

Biraz da onlar için ışıldıyor.Gökyüzü her gün bizim için süsleniyor.Güneşin doğuşuyla batışıyla bizim için her gün mükemmel bir tablo hazırlanıyor.Paha biçilmez ve eşsiz bir tablo.Güneş battıktan sonra siyah engin derin gökyüzüne saçılmış pırlantalar gibi yıldızlar parlıyor.Aysa bir gece lambası gibi karanlık gecelerimize aydınlık ve anlam katıyor.Her zaman aynı yerde değil aynı şekilde değil.Kimi zaman hilal kimi zaman dolunay.Kimi zaman bulutların arkasında kimi zaman gecenin ortasında.Gece ve gündüz birbirini kovalıyor.




Güneş battığında, gece olduğunda kendimi daha dingin daha huzurlu ve farklı hissediyorum. Gündüzün yoğunluğu karmaşası insanın kendisini dinlemesine fırsat vermiyor. Aklınız hep yapacaklarınız, yapmak istedikleriniz,yapamadıklarınız,yapmak zorunda olduklarınız yada yanlış yaptıklarınız ile dolu oluyor.Geceler ise sanki sadece size ayrılmış özel zamanlar gibi.Kendinizi dinlediğiniz, kendinize zaman ayırdığınız zamanlar.Huzur veren bir sessizlik var.Sokaklar sessiz kimsesiz. Gündüz geçtiğiniz yerlerden kimsenin pek olmadığı gecenin geç saatlerinde geçtiğinizde orası gözünüze farklı gözüküyor. Sanki o her zaman geçtiğiniz sokak değilmiş gibi. Farklı bir yerdeymişsiniz gibi.Tabi ki bu büyük ihtimal ile o anki ruh haliniz, hisleriniz, düşünceleriniz ile ilgili. Sanki bütün sokak size kalmış gibi. Sadece siz varmışsınız gibi.



Tabi bu özel hisler kendinizi güvende hissettiğiniz anlar için,yanınızda güvenebileceğiniz birinin olduğu anlar için geçerli.Yoksa gecenin geç bir vakti ıssız bir sokakta korku ve endişe ile karışık hislerle yürürken ve eve bir an önce sağ salim dönme arzusu taşırken bu nedenle de hızlı hızlı yürürken anlaşılamaz,hissedilemez..Yada gecenin geç bir vakti kalabalık bir yerde eğlenmeye gidip kendi varlığını dahi algılayamayacak kadar çok içmişken anlaşılamaz.Ancak insanın sevdiği,güvendiği arkadaşlarıyla akşam dışarıda yemek yemesinin sohbet etmesinin dolaşmasının birlikte zamanı ve sevgiyi paylaşmasının da ayrı bir keyfi oluyor.Mutlu hissettiğinizde,sevildiğinizi,sevdiğinizi hissettiğinizde,bir gruba ait olduğunuzu desteklendiğinizi hissettiğinizde,birlikte güldüğünüzde zaten gözleriniz bir başka ışıldıyor. Büyülenmiş gibi çevrenizdeki her şeyi çok hoş görüyorsunuz.İçinizin güzelliği dışınıza yansıyor.Romantik anlamlı bir gecenin ardından mutlu uyuduğunuzda mutlu uyanıyorsunuz.



Ve gün de sizin için keyifli başlıyor ve keyifli devam ediyor.Hepinizin tüm gün ve gecelerinin mutlu geçmesi ve gözlerinizin hep sevinçle ışıldaması dileğiyle…



Bu yazım ile ilgili yapılan 2 yorumu buradan okuyabilirsiniz.

Yazdıklarım Ama Burada Yayınlamadıklarım


Hafif.org’da kimler neler yazmış,neler yazabilirim diye şöyle bir gezinirken son derece samimi yazılmış yazılara,özenle seçilmiş cümlelere,romantik şiirlere,enteresan şiirlere,zekice yazılmış paragraflara,espirili yorumlara bilgi içerikli yazılara rastladım.Bana benzeyen insanlara rastladım.Kendimden bir şeyler buldum.Aslında pek çok yönümüzle birbirimize benziyoruz.Bazen kızıyoruz, bazen üzülüyoruz, seviniyoruz, sevişiyoruz, gülüyoruz, dua ediyoruz,yemek yiyiyoruz,seyahat ediyoruz.Farklılıklarımız sadece küçük detaylarda saklı.Farklıyız ama bir bakımada aynıyız.
Aynı bütünün parçalarıyız. Renkli, albenili, parlak ışıldayan yada siyah parçaların oluşturduğu bir bütünüz….



Gelişen teknoloji ve bilgiye ulaşabilme hızımızın artması dolayısıyla hemen hemen aradığımız her türlü bilgiye internetten yada daha ciddi bir araştırma yapıyorsak kütüphanelerden ulaşabiliyoruz.Bu nedenle içten yazılan şiirler,bir ana bir duruma ilişkin fikir ve duygu bildirme, aktarma amaçlı yazılar daha çok ilgimi çekti ve zevkle keyif alarak okudum.Ancak bilgi içerikli yazıları hazırlamak için verilen emeği de takdir ediyorum.Böylece merak ettiğimiz konularla ilgili bilgileri özet olarak,toplu bir biçimde bulabiliyoruz.Bilgi içerikli yazıların içindeki linkler işimizi kolaylaştırıyor.



Bende böyle içten yazılar şiirler yazmayı seviyorum.Aslında şiirlerim ile ilgili yorumlarınızı duymayı çok isterdim ancak burada yazdığımda gerçek adımla yayınlanmamış olacaklar ve üstelik hiç birini noterden tasdik ettirmedim.Ne bileyim işte bazen gereksiz endişeleniyorum, fazlaca düşünüyorum.Emek harcadığınız şeyler sizin için değerli oluyor.Fazlaca sakınıyorsunuz.Bu arada tabi ki burada yayınlanan şiirleriniz çok değerli,özel,emek harcanmış eserler.Bu benim kendi tercihim ve düşünce aşamalarım ile ilgili.Aslında dünyaca tanınmış bir şair ve yazar olmak isterdim.



Yayınlamazsan nasıl olabilirsin ki dediğinizi duyar gibiyim.Ancak korkuyorum da. .Ünlü olmaktan da korkuyorum.Çok komik sanki yayınlayınca hemen ünlü olacakmışım da Belki acımasızca eleştirilmekten ki bunu en çok kendime ben yaparım.Bazen başarısız olmaktan korkuyorum.Bu korku yüzünden bazen ders çalışmaya başlayamıyorum.Bazen de başarabileceklerimden korkuyorum.Kendi gücümden korkuyorum. Aslında cesur olduğumu düşünüyorum ancak korktuğum zamanlar olduğunu da itiraf etmeliyim. Karanlıktan da korkuyorum. Gerçi şuanda yazımı karanlıkta yazıyorum. Demek ki her zaman karanlıktan korkmuyorum. Korku yada diğer hisler insanın düşünceleri ile ilgili.Düşünceler duyguları etkiliyor.Duygular davranışlarımızı.Davranışlarımız,seçimlerimiz tekrarlanma sıklığına göre kişiliğimizi oluşturuyor.Bazen duygular düşüncelere hükmediyor bazen de düşünceler duygulara.Bazen ikisi de insanı ayrı bir yöne çekiyor,karar vermek zorlaşıyor. Ancak gelecekte gerçekleştireceğimiz her adımda karşımıza çıkacak engelleri şimdiden düşünerek ortadan kaldırmaya çalışmak doğru değil.Seçimlerimiz yaşayacaklarımızı oluşturacak.Sorunlar karşımıza çıktığında tek tek çözmeye çalışmalıyız.Gerçektende insan bazen gereksiz yere gelecekle ilgili endişelere kapılıyor.Geçmişteki olumlu olumsuz anıların arasında kayboluyor.Yazdıklarınızı okuyunca bende kendi düşüncelerimi hislerimi ifade etmek istedim.Daha önce kendi sitemde yazdığım yazılar vardı.Keşke dedim onları burada yayınlasaymışım.Böylece yorumlarınızı öğrenebilirdim.Burada birçok yazar ve okuyucu var.Daha çok beyine daha çok kalbe daha çok ışıldayan göze ulaşabilirdim.Yazılarımı eğer okumak isterseniz buradan ulaşabilirsiniz.Okuduğunuz bir yazımla ilgili yorumlarınızı duymaktan çok keyif alırdım.Konuyu ele alış biçimim,yazı kabiliyetim,ifade tarzım,yazılarımın keyifli yada sıkıcı olup olmadığı,anlamsız,karmaşık yada samimi olup olmadığı ile ilgili fikirlerinizi öğrenmek isterdim.Ayrıca vakit ayırıp yazdığım bu yazıyı okuduğunuz için teşekkür ederim.

Bu yazım ile ilgili yapılan 16 yorumu buradan okuyabilirsiniz.

Zumbara



Zumbara çok enteresan ve insani değerleri ön plana çıkaran bir fikir. Zumbara paranın geçmediği bir banka anlayışı.Zumbara zaman bankası demek.Bu fikir etrafında toplanıp zevkle çalışan insanlar var.



Günümüzde para hayatımızın olmazsa olmazı.Pek çok şeyi satın alıyoruz.Parasını ödemediğimiz bedava olan şeyler ise genellikle hak ettikleri değeri göremiyorlar.Günümüz dünyası paranın,kazanma hırsının yaygınlaştığı,paylaşmanın,sevginin,dostluğun ve nezaketin çoğunlukla göz ardı edildiği bir ortam haline geldi.Fikir babalığını Edgar Khna’ın yaptığı bu sistem ise bu kaybolmuş değerleri bize tekrar hatırlatıyor ve bizleri tekrar paylaşmanın,yardımlaşmanın,dostluğun,sevginin ılıman ikliminde dolaştırıyor.



Zumbara fikri bizlere aslında paranın bir ilizyon olduğunu ve aslında sahip olduğumuz gerçek değerin zaman olduğunu hatırlatıyor ve herkesin zamanının eşit değerde olduğunu.Edison “Eğer yapabileceğimiz her şeyi yapsaydık, kelimenin tam anlamı ile kendimize hayran kalırdık."demiş.Gerçekten de şu ana kadar yapabileceklerimizin ne kadarını hayata geçirebildik.Yeteneklerimizin, yapabileceklerimizin ne kadar farkındayız.Paraya çevirmediğimiz yeteneklerimizin olması veya yeteneğimizin olduğu bir alanda en üst bilgi seviyesine sahip olmamamız bu yeteneklerimizi değersiz mi kılar?Kesinlikle hayır.Hepimiz değerliyiz.Ve hepimizin zamanı da değerli. Zumbara kendimizi ve çevremizi daha yakından tanımayı ve takdir etmeyi,yardım ederek, yardım almayı,insanları daha çok severek sosyalleşmeyi yeni dünyalara yelken açmayı kolaylaştırıyor.Siz birilerine zaman ayırdığınız da onlarda sizin için zaman ayırıyorlar.Kısacası para etrafında dönen hayatlarımızın eksenini bir nebze değiştirip unuttuğumuz değerleri bize hatırlatıyor.Daha önce Amerika ve Avrupa’da uygulanan sistem şimdi Türkiyede’de uygulanıyor.İlgimi çekmeyi başaran bu konu ile ilgili detaylı bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.
Yazım ile ilgili yapılan 9 yoruma buradan ulaşabilirsiniz.